...bütün ihtimalleri altüst ederek birden sabahıma doğuşun yok mu hani ...yine ...yeniden ...yaşamadığımın anısını canladırarak gözlerimde.
...ve bana yaşattığın kaçıncı film şeridi tekrarı bu bilmiyorum hayatımın geçtiği gözlerimden... Başrolde sen!
düşün dur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşün dur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eki 2012

sadece gel..



.......ne sensiz bir parçamın akıbeti belli kalır bende ne de bir sensiz ben var olabilrim..
 bir durakta hiç bir dolmuşu beklemeden amacsızca beklerken dahi
 seni beklediğimi farkediyorum...                   
sonra donarcasına usuyorum yokluğundan arta kalanımla         
                    kalp sancılı saatlerimde..        
GEL!!                 
          ..deli gibi titrerken deli gibi özlüyorum sıcaklığını...!!!

26 Eyl 2012

mazi olunulabilir


insanın hiç aklına gelmeyen ihtimaller yakasına yapışır olabirmiş.. bir gün geçmişe gömülüp üzerine perde çekilen bir anı olarak kalabilirmişim.. bunu çok iyi bilmiyorum belki fakat olabilmesi oldukça ihtimalli bir gelecek.. ve geçmiş olmak.. bir dünden ibaret olmak.. yalnız, belki geceyle başbaşa kalındığında akla gelebilecek olmak... unutulmaya yüztutmanın ibareleri olsagerek.. bunu kabul edebildiğinde daha kolay gidebilir belki insan hiç bilmiyorum.. bilmek de düşünmek de istemiyorum aslında zira gitmeyi hiç beceremedim... 
gidebilmiş olmak geride neyin kaldığını merak etmemeyi gerektirir.. yoksa hep biryerlerde kalmışsınızdır ve orda yaşayan bir parçanıza katlanmaktan başka seçenek bırakmamışsınızdır kendinize...

2 Haz 2012

uzun zaman üzerine

Uzun mu zaman oldu ne? Nasıl belirtimlemem gerektiğini bilemediğim anların rüyasındayım.. Anlar ki gerçekliği bile rüya timsali gibi görünüyor benim için. Zamanın nasıl geçtiğinden hiç haberim olmadığını farkediyorum bir gece sularında.. O gece suları tam olarak şu an'a işaret.. Kendimi tatlı bir esintiye bırakmışken neleri gözardı edebilmiş olduğumu düşünüyorum.. Dünyası değişmiş ay gibi yörünge sendelemeleri yaşarken telafi edebildiğim kadar telafi etmeye çalışıyorum gözardılarımı..

Uzun zaman gibi göze görünen zaman, hiçbir zaman okadar uzun değil.. Zaman su.. nasıl ki bir nehirden akan her su tanesi yalnızca bir kez oradan geçiyorsa zamanın tiktakları arasında akan her dakika yalnızca bir kez geçiyor hayatımızdan.. Ve bu gün 'zaman nasıl da geçti' diyecek kadar bile durduramadık zamanı.. Yarın da bu günden çok farklı olmayarak yaşanamıyacaklığıyla akıp geçecek zamanın tiktakları arasından... Ve bu gece, bu günün tekrar yaşanamayacağına üzülürken yarın tekrarlanmayacak bir başka gün için kapatıyorum gözlerimi..

2 May 2012

çember çember karanlık



ne sabahım belli ne geceyim
bir virane gönlün sürgünü elim..
var halim bambaşka, kendime elim
ne zifiri oldu gece ne de sen geldin...

korlardan kor beğendim niceleri,
taht kurdum küllerinden..
kuruttuğumu sadığım geceleri
toprağına yaş sundum ben...

etraflıca yoklardım gözlerini
karanlığın koynunda kör-kütük..
gözlerine değinceye dek,
yol biçtim kendime karanlığın çemberini...

27 Nis 2012

soru işareti.. soru işaretleri...

Bekler değildir, ansızın yakalanır bazen insan.. Beklenmedik anların daniskasına işarettir gidiş...



Ne yollar gitmekle ne sancılar beklemekle biter artık.. eser kalmayınca  'sen'den… Sen sen ol 'sen' e dikkat!



Nerdesin? Ben nerdeyim? Biz nerdeyiz? O nerde?...

Bir 'sen'le başlayan soru işareti ardınsıra nidaları da beraberinde getirir elbet…



Hiç bilmiyorum.. Esasen seni, beni, kimi, neyi, nerde, nasıl..??? Ben.. Ne ile, ne gibi.. ne...?? Sadece 'ne?' bile kendi çapında ne büyük soru işaretidir..

Bunu anlatabileceğim bir kifaye bilebilseydim başka çıkmazlara vesile olan soru işaretleri de soru olmazdı bana muhakkak..



Bana, bende, beni, benim vs. işte ne koyarsan o gelir öznenden sonra 'sen'e hitaben.. 'sen' ne isen artık!?.. Artık.. saltık.. baltık.. battık.. bazdık.. basıldık.. bastık.. bas... bas bile yeter bazen... Bazen basarsın az gelir saz sözsüz.. bas vurursun.. Bazen çoktur ritmik esas.. sözsüz ritim her ne haltsa o olur bilhassa söylenecek söz yoksa.. söz varsa özlü olmalı sözcük ki sözün özünün anlamı irdelene dursun.. derinine dek.. serinine dek...  bir de demi gelene dek çay beklenmeli ki.. demlenmeden açılmaz mizaç.....

23 Nis 2012

yağmurdan sonra

damağımda tadının
aklımda gözlerinin kalmışlığı
mıh gibi dondurdu zihnimi..

düşünmemeyi düşünememe bocalamasıyla
boşlukta salınan bir tüy misali...

aklım sana şaştı;
sana uzaklığım kendimden daha yakın.
kaçtıkça yakalayan bir kırağı el..
durdukça donduran sıcaklığı...

18 Nis 2012

kül vakti

Kayda değer bir kelam eksikliği içinde elim bir şeyler karalamaya gitti saatlerindeyim.. Bir bunalım hava günün bütün sosyal hareketlerine gem vurmakta. Kendime kapanıp kendimce geçirilecek bir dolu güne merhaba.. Bir Ezginin Günlüğü esintisiyle başlamak iyidir.. varsın süregelsin kahvaltı sonramın ilk dakikalarından beri..

Hayat akışının değişkenliğine şaşırmıyorum artık.. ve bir çocuk zihni tazeliğinden uzaklaşıp her şeye tepksiz monutonluğun esiri olma korkusu büyüyor gözümde...


 
    Ve bir kül vakti... Seni sadece bir an düşünüyorum ki o da yirmi dört saat sürmekte...

2 Nis 2012

zamanı unuttum

nelere geç kaldığımı anlamak bile güçleşmeye başladı artık.. bir yıl sonra bile beni neyin beklediğini kabataslak bile bilememe durumu anlatılamıcak derecede boktan bir durum.. böyle ufak bir kurdun zihnimde gezinmesine izin vermiş olsam o bir yıl olmadan zihnimden eser kalmazdı eminim.. neyseki unutkanlığım bana yaşama şansı tanıyabiliyor.. gerçi unutkanlığım olmasa zihnimde gezincek bir kurt da olmazdı.. en azından bir yıl öncesinden olabileceklere yönelik bir takım adımlar atabilirdim.. geleceğimi unuttum.. zamanın akışkanlığını unuttum çoğu zaman.. geçen zamanların nasıl geçtiğini anlamadığımı farkettiğim anlarımı unuttum.. ara ara farkedip farkedip unutulan bir şey oldu mesela bu farketmeler! ne farkındalıkmış ama...
bu tarih buraya böyle atıladursun en azından iki yıl sonra geriye dönüp baktığımda bişeylerin şu sıralar halen yoluna koyulabilir olması durumu gözüme çarparak ardınsıra vahlanmalara söz düşürmez umarım....

30 Mar 2012

yaşıyor gibiyim



nasıl ellerim boşlukta anlatamam.. bir akşam üzeri uyandığınızda yağmur sesinin karşılaması gibisi yokmuş meğer.. müzik flan da eşlik etmemeli sadece yağmur olmalı mesela.. hafiften için ürpermeli sonra.. sonra kalbinde sıcaklığı duyulan birileri göstermeli varlığını..
heh işte her şey tamam da ben burda biraz sorun yaşadım.. hala içimde bir ürperti arkadaş, 'kışın ortasında gibi battaniyelere mi gömülmeli?' demeye kalmadan bunun telafi olamacağını anlıyorum.. kendi titrek hallerime rağmen köşeme pusmuş yağmurun tadını çıkarmaya çalışıyorum.. köşemde hayatın tuturduğu ritme kulak misafiri oluyor gibiyim.. hayat üzerimize çarklarını döndürürken açık veriyor gibi bulutlarıyla.. üzerimize düşen yağmur damlalarının her biri tenime düşüyormuşçasına yaşadığımı hissediyorum.. üşüyorum.. evet evet yaşıyor gibiyim.. nefes nefese seni özlüyorum.. yaşadıkça geç kalmışlığın yükü yıkılıyor omuzlarıma.. seni özlemek için nefes alıyorum.. özledikçe yaşıyorum.. yaşadıkça yıkılıyor yılların üzerime.. yıllanmış nefessizliklerim yarınlara yorgun gözlerle bakmam vesilesi artık, velhasıl her yaşam belirtisinde ölüm buluyorum..

28 Mar 2012

küçük dünyalar

kafamda olgunluğa erişmemiş cümlelerim var.. bu yüzden kalame dökülemeyen cümleler.. sadece bunu söyleyebiliyorum.. meğer hiç büyümemişim, kendi küçük dünyam büyük göstermiş beni.. dışarıya başını uzatmaya gör..  olanca varlığıyla asıl dünya yüzüne vururmuş küçüklüğünü..  kendime ne anlatır bu bir kaç satır hiç bilmiyorum.. şimdi anlattığım anlamsızlığı anlayabileceksem ne mutlu olurmuş bana..
küçük dünyalarında kurulmuş nice mekanik insanlar gibi nihayetlenmez umarım gidişâtım.. bu da benim bana temennim olsun...

anlık anlardan biri

nasıl anlatılır ki.. huzur eşiği nedir diye düşünüyorum.. dakika dakika değişiyor bu.. sonra şiir yazmak istiyorum mesela yazdığım zamanlarki ânı yakalayamamış olacağım ki bir şey gelmiyor içimden.. öyle kalıyor kalem gönül ucumda.. kelimeler düğüm düğüm buğazımda misali gibi kördüğüm kalıyorum masa başında.. belli bir masa başım da yok hani temsili olarak belirttiğimi de belirtmiş olayım..
hatırlarında bir hatrı kalmamış gibi kendimi avuttuğumu hissediyorum çarpma çırpma muhabbet müsveddeleriyle..
bu gece yazılcak çok şey var gibi.. geldikçe dökülüyorum.. her anlık durum bildirimi niteliğinde.. kimsenin ilgisini çekmeden ve kimseyi ilgilendirmeden ayrıca...
anlık anlar'dan ne anlaşılır bilmiyorum. iki anlamlılık oluşturdu yanyana böyle gelince bu iki kelime.. anlık anlar sonra anlamaz anlamı da var mesela inceden :) evet bu komik biraz belki kimsenin çıkarmayacağı bir anlam şekli ama biraz da olasılıklar üzerinden düşünmekte fayda var gibi düşünüyorum..

          başka bir gecenin bir başka köründe umursamazlık havasına kapılmış kendince vakit geçiriyordu.. gecenin içinde kendinden başka yankılanan başka bir ses yine mutfaktan geliyor gibiyidi.. bunun dışındaki bütün etkenlerde duyarsızlığı yakalamış gibiydi.. bu gece buna dahi tahammül edemeyecek olduğunu düşünümüş olacak ki kalkıp susturmak düşünceleri gezindi kafasında.. bu geceyi farklı yapan herhangi bir şey olmamasına karşın bunun normal insan davranışı olacak olması ağır basmaktaydı ve öyle yaptı.. 
yatağına döndüğünde biraz üşüdüğünü hissetti ama buna aldırmadı.. bir şeylere duyarsızlaşma alışkanlığı edinmesi durumundan tedirgin olsa da bir süre sonra buna da aldırmadı.. sustu.. kendi sesizliğinin biraz sonrasında bilgisayar ekranı ışığıyla komidindeki sigarasını yokladı ve paketinden bir dal çekip kibritini aldı.. gecenin belli belirsiz karartıları içinde kaybolmuşçasına ağırdı.. ve dakikaların bir okadar belli belirsiz ve dingin ilerlemesinin sinir bozuluğunu farketmek kaçınılmazdı elbette.. kendi zamanının tadını kaçırmamak adına yine sustu.. sustu...
bir nefeste tükenmiş gibi gelen sigarası manasız bir eksiklik hissetme vesilesi oldu.. gecenin eksikliğini gidermesi adına bir radyo açıverdi ses alamamıyı umursamadan.. bu gecenin adı umursamamazlık olmalıydı belki ama okadar umursamazdı ki bir isimi olmasını dahi umursamadı.. öylesine bir geceydi işte.. gözlerinde uyku kalbinde aşk olmayan sıradan bir gece..

24 Mar 2012

itiraf gecesi

bu geceyle ilgili bir şeyler karalamam gerektiğini düşündüm.. bu öyle bir gece ki öyle bir gece işte afillendirmenin alemi yok şimdi. sigaranın boğazımı yakması da gecenin bu saatiyle ilgili herhalde.. çakma küllüğüm de sorun çıkarmakta.. bu gece.. biraz büyümüşüz dedim.. kapalılığım yüzüme vuruldu haklı olarak.. ama sonra bir silkinip kendime gelebildim, her şey benim açımdan açık olabildiğince dile geldi..
03.47 / 24.03.12 itibariyle hatrımda olacaktır eminim..
  
uykusuzluktan gözlerinin şiştiğini hisseder gibiydi ama direniyordu.. nedenini düşünme tenezzülü bile göstermedi kendine.. sadece ekrana baktı, olanları geçirdi aklından.. bir önceki geceye kıyasla daha aydınlık bir gecenin içindeydi daha geç bir saat olmasına rağmen.. odanın aydınlığında bütün ayrıntıları seçebiliyordu bütün karışıklığıyla.. bu göz gezdirme esnasında toparlanması gerektiğini düşündü yaklaşık onuncu kez.. gece yarısı gibi erken uyuyacağına dair düşüncelerinin suya düşmesi bir huzursuzluk vesilesi olması aksine oldukça sakin edalıydı.. saatler süren konuşmanın ve düşünce çokluğunun yorgunluğu vardı bu kez.. sadece uyumak istediğini fark etti.. yeltendi.. şarkıya kulak verdi.. tutunacak bir dal bulmuşçasına omuzlarındaki yükle doğruldu yatağında.. düşündü.. düşündü.. şarkı bitti..



21 Mar 2012

ulaşılır olmak

kendini çok düşünmeyen(az bencil) herkes böyle düşünmeli gibi.. kimse ulaşılamaz değildir... hani.. neyin kasıntısında olduğunu anlamadığım bazı şahısları çözümlemek üzerine düşüncelerden sonra düşünür oldum böyle... "derdiniz nedir abi!"(argo tabir eki olarak) diyerekten bi havalarına karışasım gelir her seferinde.. ciks giyimli hanımefendilerden bahsediyorum hani burunlarının dikine gitmek zorunda kalan(tamamen gerçek anlamda burun dikine gitme eylemi olarak.)
ne kadar başarılı bir giriş oldu bilemiyorum ama burdan gelmek istediğim mevzu benden bir düşünden ibaret. amiyane tabirle hayatından çıkardığın birilerini doğrudan olarak hayatından uzak tutumak bir ulaşılamazlık etkisiyle durumu kolaylaştırmıyor bence. bunun yerine doğrudan sıradanlığı koruyarak ben burdayım ama senle değilim mesajı vermek en makûlü gibi görünüyor.. alttan alltan ver mesajı :)

11 Mar 2012

ne garip



her sabaha özleyerek uyanıyosun sonra bir bakmışsın yoksun.. şarkılarda yaşar olmuşsun..

20 Şub 2012

rüya

uykulu gözlerinden çok uzağım belki..
belki hiç dokunamayacağım
ellerindi
rüyalarımın gizemli görkemi..
sonrası yok!
bitti rüya...
gün doğdu güya...
yalnız rüyalarımız bizim.
yalnız orda birleşebilirmiş gibi
ellerimiz
hiç uyanmak istemediğimiz
rüyalarımız var bizim...

19 Şub 2012

yolculukta mahsurluk esnası

kafam durmuş gibi hiçbir şeyi doğru düşünüp doğru telaffuz edemiyorum.. başka bir deyişle her şeyin hissizliğindeyim. her şeyin derken her şeyin değil.. başımın belli-belirsiz bir yerlerindeki ağrı hissinden sonra farkettim bunu.. bu iyi mi dersiniz? hiç de değil.. tek kelime etsem saçmalamaktan öteye gitmez bu halde.. uyumaya çalışsam o da yok.. herkesten uzak kimsesiz bi sessizlikte kendimi dinlemek istiyorum sadece.. şu an bunun imkansızılığının farkındayım tabi.. araçla mahsur kalınmışken kimse isteklerinin gerçekleşebilmesini güçlü bir özgüvenle bekleyemez. evet yolculuk esnasında Samsun terminalinde mahsur kaldık. mahsur kaldık denmez belki sadece ilerleyemiyoruz.. hiçbir yere hareket edemez durumda olsak tam anlamıyla mahsur kalmışlık olurdu.. bu durumun iyi tarafı bu olsa derek. biraz poliyanna bakışlar savurmanın kimseye zararı olmaz.. ve bir de Samsun Otagarında kalıp bir şeyler karalayabileceğim hiç aklıma gelmezdi.. yok yok gerçekten hiç aklıma gelmezdi. bu, bir çok durumunu düşünüp oluş anında hiç aklıma gelmezdi diyeceğim kurgularımdan biri değil kesinlikle. bu kurgular hep eğlenceli gelirdi bana ama böylesi de iyi.. bu mahsurluk durumunu böyle geçiştirmekten oldukça memnun gibiyim.. öyle bir yüz ifadem var, hani tahminimce..
yolculuğun başından beri en iyi ânım bu olsa gerek.. buraya kadar bir kasvet havasında geldiğim söylenebilir. şu bahsettiğim baş ağrımla birlikte..
olmadık zamanlarda olmadık adamlar rasgelirmişya hani, aynen öyle oldu.. yanıma gelen adam daha bismillah demeden soru yağmuruna tutu resmen.. ve ilk dakika eczacı olduğunu öğrendim. molada tam inmek üzereyken sormaya devam etmesi üzerine bocalamamla otobüs koridorunda bir trafik oluştu. neyse ki çok uzun süreli olmadı. adama cevap mı yetiştirim arkamdakilere yol mu vereyim di mi ama? zaten moron gibiyim kafam allak bullak..
bir de film yarım kaldı.  devam edebildiğimizde umarım film de kaldığı yerden devam eder.. Yeni Zelanda' dan Amerika' ya motoruyla hız rekoru kırmaya gitmiş yaşlı bir adam vardı.. adı Robert' di sanırım.. filmin adı ve çekim yılnı bilemiyorum.. göstermediler :) devam etmezse bu filmi bulmam hiç kolay olmaz sanırım.. filmde adam kesin rekor kırcaktır da ben asıl nasıl öleceğini merak ediyorum.. gerçi bir an önce harekete geçsek filmi pek dert etmeyeceğim bir kesinliktir de yapacak daha iyi bir şey olmadığı için bahsetmek istedim..
bunları yazarken göz ucuyla yanıma oturacak eczacıyı kollamamın kendimce komik bir durumunun kimse farkında değil neyse ki.. ve burdakilere geince burdakilerden çok farklı bir yerlerdeyim.. aynı yöne doğru giderken de öyleydi gerçi..
harekete geçememenin yanında bir diğer korkumda şu cihazın gücünün tükenmesi doğrusu.. ve baş ağrımın çileden çıkaracak hal alması.. ezginin günlüğü eşlik ederken iyi gibiyim.. bunun gibisinde bile olmak iyi şuan..
burda daha ne kadar kalırız bilmiyorum.. şu araç internet teknolojisine sahip olsa durum biraz daha iyi olabilirdi... 
17.02.12/20.56

13 Şub 2012

rahat rahatsızlığı...



hiçbir psikolojik ya da travmatik durumun kıyısında kenarında olmadığımı farkettim.. bu durup durup kendine 'aa benim hiç psikolojik sorunum yok' demek değil tabiki. bunu diyecek olmak bir pskolojik sorun teşkil ederdi sanırım:) hani bunu daha açık nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. bu günlerde oldukça durağan, şok trentler göstermeyen bir hayat çizgisinde seyrediyorum diyebilirim. beni bunalıma sürükleyecek bir şeyler olmuyor. bundan şikayetçi oluyormuşum gibi olmasın da hani böyle durup düşünürken kafayı takacak bir şeylerin olmamasının bir can sıkıntısındayım sanki.. buna daha basit bir tabirle 'rahatın batması' da diyebiliriz.. kendimi bir şeylerden uzak tutmanın neticesi olabilir sanırım. "neden uzak tutumak?" mı? buna verecek net bir cevabım olsa inan esirgemezdim. genel olarak bir kendine çekilmişlik denilebilir.. kendi halindeliğin başgöstermesi durumu işte.. bu da bir süreç olsagerek. şimdiye kadar hangi süreçlerden geçtiğimi kestirebilmek zor.. bir zaman dilimi sonra geriye bakıldığında tam olarak farkında olunabileceğini düşünüyorum. kendimi görebileceğim bu birkaç satır belki birkaç ay sonra bu süreci izlememi sağlayacak.. kendimi programladığım düşünülebilir ve kimse bir programa dahil olmadığımızı ispatlayamaz.. program içinde program... belki bu da benim programımın bir parçasıdır? bunun farkında olunabilir mi bilmiyorum...
konu buraya gelmişken İnception' dan bahsetmek isterim. son zamanlarda bana ilginç gelen filmlerden biri oldu. rüya içinde rüya ve gerçek gerçeklik ironisi çok düşündürücü...

25 Oca 2012

vesselam


beden ağırlığı ruhun da üzerine çökmüş gibi bitkin hissediyorum.. gözlerimi kapatıp kendimi dinlediğimde duyduğum şey bu.. bir gecede bir dönemin ağırlığı üzerime çökmüş altından kalkılamıcak sorumluluğuyla.. beni ne hayata döndürür bilmiyorum.. hiç umursamadan öylece kalakalmak beni nereye götürcekse orada son bulmaya boyun eğmek olmamalı sonum..
son bir maraton daha beni beklerken düşündürülen bu sondan bir çıkış bulmak umuduyla beni bulan her kimse vesselam olsun...

22 Oca 2012

hayata dair

hayata karşı çok aciz olduğumuzu düşünüyorum. bizi gerçekten neyin beklediğini bilebilmek bir imkansızlık gibi.. geleceğe dair öngörülerimiz kör topal.. aslında yarınlara gözü kapalı yürüyoruz. hadi planlar yapıp durmaya devam edelim!
neyi değiştirmeyi umuyorum bilmiyorum da.. hayata yapılan hamleler neyi değiştirmiş oluyor bilmiyorum. belki hiçbir şeyi? belki tam da hayatın planladığı gibi ilerliyorumdur. bu bile beni götüreceği yere varmakta bir adım hayat oyununun içinde. yine bir şeyler olacak! bense sadece şaşırabiliyorum.. gerçi hala bir şeylere şaşırabilmek de fena sayılmaz. büyüdükçe tekrarlanan durumlara duyarsızlaşıp tepkisiz kalmaya yeğlerim her defasında şaşırmayı. kontrolün bende olmadığı gerçeğine alışabilmem de pek kolay değil zaten..  enazından tepkilerimi ben belirleyebilmeliyim!
her defasında şaşırabilmeyi bir çoçuğa kıyasla nekadar başarabilirm bilmiyorm. hayatın oyunu içinde monutonluğa maruz kalmaktan korkmasam bu okadar düşündürücü olmazdı. belki bu monotonluğa kapılmamak için hep bir çocuğun etrafında bulunmak gerek ya da hep çocuk kalmak.. bir çocuk saflığında her an şaşırabilir potansiyelinde kalmak..

21 Oca 2012

saatlerin zamanı kıt

doğru insan olmak nedir?
herkese güler yüz gösterip ahlaki olarak iyi değerlendirilmiş bütün davranışları sergileyen güzel insan iyi insandır. değil mi? her tarafa olumlu yaklaşımlar getirmek de bir iyilik vasıfı olsagerek.  her şeyden önce şu bir kesinliktir bence ki tek başına iyi insan olunmaz. iyi insan olma vasfı diğerlerine karşı sergilenen tutum ve davranışlarda orta çıkabilir anca. herkes kendi başına iyidir..
peki ben nasıl iyi insan olabilirim? zaten iyi değil miyim? biraz değersizim sanırım. birazcık yetersizk falan hani akıl kıtlığı derecesinde değilde biraz işte.
toplumda bir değer kişisi olarak benimsenememek bir tesadüf olmasagerek. evet bu bir tesadüf olamaz. oluşturan sebepler ben'de saklı. aslında saklı da değilmiş ki bir değersizlik çıkmış ortaya.
şimdi bunları düşündüren hiç bir şey yokken neden düşünedurdum bilmiyorum. doğruluk payını da tam olarak kestirebilmiş değilim. ya da bu değersizliği kendime yakıştıramıyorum ki kim yakıştırır ki kendine.. ya da daha fazlasını hakettiğimi düşünüyorumdur. evet kesinlikle daha iyisini hakediyorum. kendimi sosyal olarak yeterince ifade edememiş olmam ya da genel bilgi eksikliğim bir değersizlik olarak görülmemeli. gereksiz şeylerle meşgul olurken hayatın bir kısmını ıskalamış olabilrim. yakaladığım yerden tutunmaya alışırken buna köstek olacak düşüncelere sevketmenin ne alemi var di mi?
ya da artık bişeyler yemeliyim!

saatlerin zamanı kıt, her histen uzak donuk bakışlarımda donuklaşan anlarım var.. yalnız...